|
Yazmaya
nerden başlayacağımı inanın bilmiyorum.
Akyanın tadı muhteşem zaten balık mı yedik kuzu etimi anlayamadım.
Hayatımda ilk defa yiyordum, arkadaşlarım gibi bende çok beğendim, biz Akyayı
mangalda yaptık. Bunun sebebi gittiğimiz restoranda pazara denk gelmesi
hesabıyla (GS-BJK) maçı vardı ve çok kalabalıktı.
O yüzden en kolay mangal olacağını söylediler, bizde uymak zorunda
kaldık. Bir dahaki sefere inşallah şiş yaptırmayı düşünüyorum.Yalnız bir şey
söylemeden yapamayacağım. Kafasıyla (yaklaşık 6kg geldi) çorba yaptırdık
muhteşemdi. Bir kazan abartmıyorum bir kazan çorba oldu yaklaşık 10 (on)
kişi en az 3 tabak olmak üzere benim yediğimi söyleyemem:) yarısı da kaldı.
Bence bu balığın en lezzetli bölümü kafası kelimeler kifayetsiz kalıyor.
Şunu
söylemeden geçemeyeceğim; balık bence enerji ve kalori açısından çok güçlü bir
balık, insana garip bir heyecan veriyor. Sanki adrenalinin yükselmiş için bir
hoş olur kalbin pır pır atar ya onun gibi garip bir his veriyor.
Balık avı hikayesine gelince bunu ta başından anlatmak isterim, çünkü gerçekten
enteresan bir macera oldu bizim için yani eşim Sema ile benim için.
14 Eylül
haftasıydı. Eşimle İzmir Karaburun'a hafta sonu balık tutmaya gidelim diye
karalaştırdık. Daha sonra şirkette 16 Eylül perşembe günü Oktay arkadaşım bir
site bulduğunu Akya yakalamak için tur düzenlendiğini öğrenip bana gösterdi.
Gözlerim bir anda yuvalarından fırladı çünkü hayatımda en çok yakalamak
istediğim balığın fotoğraflarını gördüm. İlk önce inanamadım gerçekten mümkün mü
diye kendime sordum çünkü resimde gördüğüm balığın boyu 135cm kilosu 28-30
kilo arasındaydı.
Bu benim için
bulunmaz bir fırsattı biraz düşündükten sonra kendime neden olmasın diye sordum
ve telefona yapıştım.İlk önce Atilla beyle görüştüm hafta sonu Adrasan'da
olmayacağını, Menderes beyle görüşmemi söyledi bende Menderes beye telefon
açtım. Hal hatırdan sonra şöyle bir soru sorduğumu çok iyi hatırlıyorum. Bu
balığı tutmanın garantisi var mı diye! oysaki balık avında garanti en son
söylenecek ve verilecek bir sözdür. Bunu iyi biliyordum balık tutmak tam bir
nasip işi ama o kadar çok tutmak istiyordum ki. Birde kolay değil İzmir'den kalk
Antalya'ya balık tutmaya git hafta sonu için o kadar yol birde boş dönmek var,
benim için büyük yıkım olurdu.
Cuma akşamı
işten biraz erken çıkıp eve geldiğimde eşim Sema hazırlanmış beni bekliyordu,
bavulları bagaja koyduktan sonra yola koyulduk, Karaburun'un tersi istikametine
dönünce nereye gittiğimizi sordu bende rapala alacağımızı söyledim garibim hala
Karaburun'a gideceğimizi sanıyordu. Taaki Aydın otobanına girene kadar.
Yorucu bir yolculuktan sonra sabaha karşı 01:30 da Adrasan'a ulaştık.bu sırada
bizi bekleyen Otel sahibi Erdem beye de teşekkür edemeden geçemeyeceğim. 04:00
gibi yatıp 05:30 da kalktık ve nihayet Menderes beyle telefonlaşıp buluştuk.
Sabah 06:00 dı ve hava biraz karanlıktı. Balığa çıkacağımız tekneye bindik ve
Menderes beyden gerekli talimatları aldıktan sonra o muhteşem gün doğuşunda
avımıza doğru yol almaya başladık.
Menderes bey
yanında iki adet içi sıcak su dolusu termos getirmiş ve sağ olsun kendisi ve
bizim için soğuk sandviçler hazırlamış.Gün ağarırken denizin ortasında sallama
lipton çayımızı içip, sandviçlerimizi büyük bir keyifle yerken bir yandan da
Menderes beyin verdiği rapalaları denize salmaya başladık.
Menderes beyin dediğine göre eşimin oltası bu konuda bayağı uzmanmış:) Bu kuzu
için ilk adımdı amacımız sırtıyla Palamut yakalayıp Kuzu için yem olarak
kullanmaktı. Biz Kuşadası'nda eşimle balığa çıktığımızda Palamut yakaladığımızda
akşam yemeği çıktığı için mutlu olurken burda palamutu yem yapmak açıkçası çok
garip bir duyguydu.
Kahvaltı
sonrası sigara içmeden olmaz, rapala kamışlarını bacak arasına sıkıştırdıktan
sonra keyifle tüttürürken Karagöz burnunu 500 m kadar geçmiştik ki, Sema
oltasında balık olduğunu söyledi bu sırada Menderes beyde bende de var dedi ve
motoru durdurdu. Bana vurmadığı için bende oltamı tam toplamaya başlamıştım ki
kamış bir anda gerginleşti ve güzel bir kafa atışıyla bana da bir Palamut
geldiğini anladım, ama ne yalan söyleyeyim ilk önce bende balık olmayışından
dolayı bayağı üzülmüştüm ama eşimin tutmasına da bir o kadar sevinmiştim. Benim
ki biraz gecikmeli de olsa üçümüzde Palamut yakalamıştık ve hatırı sayılır
cinstendi. Eşimle beni mutlu etmeye yetmişti bu olay en azından o kadar yol
geldikten sonra balık tutma zevkini yaşamıştık. Balıkları su dolu kovaya
koyduktan sonra tekrar sırtıya devam ettik.
Sulu Adaya
doğru yavaş yavaş yol alıyorduk. Bu sırada Menderes bey bize bir yandan çevreyi
tanıtıyordu muhabbet bayağı koyulaşmıştı. Sulu adaya gelmiştik ve muhteşem bir
denizle karşılaştık denizin dibi mükemmeldi olduğu gibi görünüyordu, tek
kelimeyle harikaydı. Sulu Adanın Beş Adalara bakan tarafında seyrimize devam
ederken Sema yine oltada balık olduğunu söyledi tekrar durduk ve oltayı
çekmesini bekledik balık yavaş yavaş su yüzeyine çıkarken Sinarit olduğunu
anladık uygun bir boydaydı ve av iyi gidiyordu keyifler yerindeydi ve ben Semaya
ne şanslısın demem le balığın oltadan kaçması kabus gibi çöktü üzerime ağzım
biraz şom galiba:))
Adanın
çevresinde yarım saat kadar daha sırtı çektikten sonra saat 09:00 da Kuzu avı
için Menderes bey tuttuğumuz Palamutları yem olarak Kuzu oltalarına taktı ve
yine en şanslı diye adlandırdığı oltayı eşim Semaya verdi. Ellerimize
eldivenleri geçirdik ve yavaş yavaş oltaları suya bıraktık.
Eldiven! çok
garip soruyoruz niye eldiven? cevap balık büyük ve güçlü ayrıca misinayı
tutarken ele dolamak yasak çünkü Kuzu asıldığında vereceğiniz mukavemetle direk
el kemiğinizi görme şansına sahipsiniz bunu yaşamak istemez her halde hiç kimse,
Sema bunları duyunca biraz ürküyor eğer balık vurursa ne yapacağını düşünerek, o
yüzdende zannediyorum pek tutma taraftarı değil; bunu daha sonraki günlerimizde
benimle paylaşıyor, dua ediyormuş balık vurmasın diye:))
Bu arada
yavaş yavaş dalgalar akıntıyla birlikte etkili olmaya başlıyor. Rölanti hızında
gittiğimiz için adadan bir uzaklaşıyoruz tekrar yanaşmak için bayağı motora
yükleniyoruz böyle iki saat kadar geçiyor, Menderes bey daha önce tuttuğu
yerlere götürüyor ama nasip bu gün bu kadarmış der gibi, güneş bayağı yükseldi,
bir saatlik uykuyla artık yorgunluğumuz had safhada iyice mayışıyoruz.
Dalgalarla sallanan teknemiz bir beşik gibi uyku gözlerden akıyor. Bu sırada
Menderes beye telefon geliyor arayan Mustafa bey birlikte sabah denize
açıldığımız deniz aşığı bir insan, kuzu tuttuğunu fakat kancasının koptuğunu
söylüyor ve bizimde oraya adanın Hacivat koyuna bakan tarafına gitmemizi
söylüyor. Biz de hiç vakit kaybetmeden Mustafa beyin yanına doğru hareket
ediyoruz.
Aradan bir
yarım saat daha geçiyor dalgalar biraz daha etkili güneş tepemizde iyice
mayıştık bu sırada ben oltayı Menderes beye veriyorum biraz sırt üstü
uzanıyorum. Kendime bir sigara yakıp sırtımı dinlendiriyorum o sırada Sema biraz
fenalaşıyor, dalgalardan dolayı, normalde şehirler arası vapurda bile bulantısı
olur ilacı almayı geciktiriyor ve dalgalar onun bir numaralı düşmanı, oltasını
bana veriyor ve gözünü açmadan kollarının arasında uzanıyor.
Menderes
bey ve ben devam ediyoruz.
Bir süre
sonra Menderes bey Semada kötüleştiği için dönelim diyor ve oltasını topluyor bu
sırada ben hanıma mı üzüleyim kuzu alamadık onamı derken o muhteşem gücü
hissediyorum elim yarım metre uzuyor denize doğru ve o sırada bende avuçlarımı
açıyorum misina olağan hızıyla gidiyor eldiven olmasına rağmen avuçlarımın
içinin yandığını hissediyorum bu muhteşem bir şey bunu anlatmaya kelimeler
yetmez ben bir kuzu tutmuştum hayatımda tutmayı en çok istediğim şeyi ve o şimdi
avuçlarımın içinde özgürlüğü için çırpınıyordu. Misina akışı durduktan sonra
misinayı kavradım ve yukarı dört kulaç kadar çıkardım ama sanki kayaya takılmış
gibi birden durdu ve tekrar dibe doğru dalmaya başladı artık tam bir taktik
savaşı veriyordum o çekiyor ben bırakıyordum durduğu zaman onu yukarı çekiyordum
hatta bir ara Menderes beye verdim oltayı oda hiç fena olmayan bir Kuzu olduğunu
söyledi.
Allah
dualarımı kabul etmişti çok şükür, Sema çok kötü olmasına rağmen benim yaşadığım
mutluluğa ortak olmaya çalışıyordu, hatta bir ara misinayı ona verdim o sırada
Kuzu bir asıldı dengesini kaybedip düşecek gibi oldu bunu onunda yaşamasını
istedim. Allah böyle bir hazzı adrenalini yaşamak isteyen herkese versin. Bu
kesinlikle tarifi olmayan bir duygu çok farklı hala rüyalarıma giriyor.On beş
yirmi dakika sonra su yüzeyine doğru yavaş yavaş çıkmaya başladı artık boyutunu
daha iyi görebiliyordum muhteşem bir şeydi Menderes bey söyledi sürü halinde
yüzdükleri için su yüzeyine kadar beş altı tane Kuzuda onunla birlikte gelmişti
harika görünüyorlardı suda, zaten deniz mükemmel manzara süper birde Kuzular
daha başka ne diyebilirim ki.
Onca yol sırf
bunun için buna değer her şeye değer. 123cm 18kg bir Kuzumuz olmuştu artık Sema
bitik ama mutlu, gülmeye çalışıyor kendini zorlayarak. Daha kötü olmadan dönüşe
geçiyoruz her şey hayal gibi, rüya sanki ,dediğim gibi Allah bunu yaşamak
isteyen herkese şans versin çünkü gerçekten şans işi nasip işi ama şunu
unutmamak lazım Menderes beyin katkıları çok büyük bu konuda onada sonsuz
teşekkürler. Hayatımda çok zor unutacağım bir anıya ortak oldu yardım etti
tekrar tekrar teşekkür ederiz........
saygılar
SEMA-FERRUH CİNEL
18 kg kuzu
fotoğraflar için tıklayınız...
Çok uzun oldu biliyorum ama yazarken o günleri tekrar hissettim bana o anı
tekrar yaşadım, oraları çok özledim en yakın zamanda tekrar geleceğim.
Mustafa abi ve ben Attila, kayıkçı Mustafa abinin teknesini kiralayıp Adrasan
koyundan balığa çıktık. Ben daha önce hiç o bölgede avlanmadığım için Mustafa
abimizin yönlendirmeleri doğrultusunda hareket ediyorum. İlk önce kamışlarımızı
açtık ve rapalaları bağladık ve sırtı çekmeye başladık.
Hava açık ve güneşli ama
deniz o gün biraz dalgalıydı. 2-3 tane büyük palamuttan sonra yaklaşık saat 10
gibi rapalamıza ilk yemlik küçük palamudumuz geldi. Mustafa abi yemlik balığı
yöreye özel kuzu oltasına özenle takıp canlı olarak suya sallandırdı. Bana dönüp
Attila şu eldivenleri ellerine geçir dedi. Ben eldivenleri giydikten sonra
oltanın misinasını elime verdi ve bu sefer daha yavaş bir hızla Adrasan koyundan
çıkıp yavaş yavaş Olympos'a doğru kıyıya paralel sırtı çekmeye devam ettik.
Bir
taraftan o muhteşem doğa güzelliklerini seyredip diğer taraftan elimdeki oltada arasıra vuruş yapan
palamudu hissediyordum. Oltadaki yem yaklaşık yarım saat
falan canlı kaldı ama daha sonra vuruşları kayboldu. Sırtı çekmeye devam ediyor
bir taraftan da muhabbet ederek yol alıyorduk. 1 saat olmuştu kuzu oltasını
denize sallandıralı.
Mustafa abi çeşitli bölgelerde oltayı 3 kulaç topla 5 kulaç
sal gibi yönlendirme yapıyordu sığ yerlerde oltayı dibe takmayayım diye.
Ben artık elimdeki oltadan umudu kesmiş bir şekilde beklerken o muhteşem vuruşu
hissettim ama bana daha önce böyle bir şey yaşamadığımdan ilk başta dibe takıldı
gibi geldi ama daha sonra olta elimden büyük bir hızla boşalmaya başlayınca
"geldi balık geldi" diye heyecanla bağırmaya başladım. Mustafa abinin
neden bana lastik eldivenleri giydirdiğini o zaman anladım elimdeki misina
eldivene rağmen elimi yakarak boşalıyordu.
. O andaki heyecanı tarif
edemem sanki denizin içinde oltamın diğer ucunda benden daha güçlü bir adam var
ve benle halat çekme yarışı yapıyor. Teknede 3 kişide alarm durumuna geçti.
Mustafa abi bana çok asılma boşluk ver falan diye yönlendirme yapıyordu.
Misinayı ikimiz birden tuttuk ve bir biz çekiyoruz bir balık çekiyor boğuşup
duruyoruz. Ben suyun dibinde nasıl bir yaratıkla uğraştığımızı kestirmeye
çalışıyorum bir taraftan.
Bir an baktığımda 6-7 metrelik ahşap ağır tekne sola
bizim oltaya abandığımız noktaya iyice yatmış durumdaydı. Sanki suyun dibinden
bir beton bloğu yukarı çekiyorduk. Bu mücadele ne kadar sürdü bilmiyorum ama
artık balığın bizim gibi yorulduğunu ve eskisi kadar kalama alamadan yukarı
geldiğini hissediyorduk. Oltanın sonuna yaklaştıkça ben denizin içine bakıp onu
görmeye çalışıyordum sonunda yaklaşık 15-20 mt derinlikte gümüş gibi bir
parıltının daireler çizerek yukarı geldiğini gördüm. Heyecandan yerimde
duramıyordum ve şimdi onu kayığa nasıl alacağımızı düşünüyor kahkahalar
atıyordum.
Mustafa abi kayıkçı Mustafa'ya hazır ol sen yanaklayacaksın dedi
bende yanaklamak ne demek bilmiyor tabi. Mustafa gömleğinin kollarını sıvadı
bekliyor. En sonunda balık su yüzüne yorgun bir şekilde çıktı ve yan döndü o
anda kayıkçı Mustafa abi elini balığın yanağından sokup solungaç bölgesinden
kavrayıp kayığın içine devirdi. Kayığın içine düşen balık çırpınıyor kayığın
içinde ne var ne yok sağa sola uçuşup duruyordu. Bir tarafından ben diğer
tarafından Mustafa abi bastırıp balığı zaptetmeye çalışıyorduk bir sürede böyle
mücadele verdikten sonra artık mücadele bitmiş ve zaferi kazanan taraf belli
olmuştu.
Kendimize geldiğimizde baktık ki balığın ağzında iğne yok!
oltamızdaki iki iğneden birisi kopmuş diğer hırsız iğnede balığın yan yüzgeci
ile solungacı arasına takılmıştı. Balığın yan tarafına takılan iğne o mücadele
sırasında eti yırta yırta artık sonuna gelmiş ve neredeyse kurtulacakmış.
Mustafa abi balığı bu şekilde çıkarmamıza bir mucize diyordu. Hakikaten bir
mucize olmuş ve biz çok kısmetli bir gün yaşamıştık.
Kayığın içindeki o
muhteşem balığa tekrar tekrar bakıp bir sigara yaktım ve daha ilk avımda
böyle bir balık yakaladığımız için çok mutlu oldum. Dönerken hep beraber
gülüşüyor ve birbirimizi kutluyorduk.
Kıyıya
döndüğümüzde avımızı gururla ve sahildeki milletin şaşkın bakışları arasında
evimize götürdük. Tabi böyle bir balığıda görüntülememek olmaz diye karelerce
fotoğrafını çektik. Balığın boyu tam 135 cm idi, yaklaşık 28-30 kilo civarı
ağırlıkta bir balıktı. Sonra Mustafa abi balığı aynı bir kuzu gibi masaya yatırıp
kesti biçti ayıkladı ve herkes payını aldı. O zaman bu balığa neden kuzu
diyorlar anladım çünkü aynı bir kuzu gibi eti kemiği olan bir balıkmış bu.
O günün akşamı kuzunun benim payıma düşen kısmını 15 kişi afiyetle doya
doya yedik.
Eylül 2003 tarihinde her
zamanki gibi ustam Mustafa abi ve ben Attila sabah gün ağarırken kendi fiber
teknemize atlayıp düştük yola. Bu sefer Sulu ada kenarında avlanacaktık.
Genellikle ters istikamette olan Olympos yönünde avlanıyoruz.
Rapalalarımızı attık
suya dolaşıyoruz sırtı çekerek yemlik palamudumuzun peşinde. Mevsim itibariyle
palamutlar büyüdü artık Torik denecek kadar büyük ama biz yemlik olsun diye
küçük palamut peşindeyiz. Küçük balık gelse bayram yapacağız. En azından bir
tane gelse hemen canlı olarak kuzu oltamıza takıp büyük avın peşinde koşacağız
ama oltamıza yapışan balıklar torikler. Sabah dolaşmamızda 3-4 tane balık
aldık ama maalesef çok büyük balıklardı yemlik yapmaya hiç uygun değildi.
Umutsuzca bir tanesini oltamıza takıp bu sefer Kuzu için sallandırdık denize.
Yaklaşık 2 saat falan
dolaştık bu şekilde ama ne gelen var ne giden. Bir ara oltada sanki dibe
sürtüyormuş gibi bir şeyler hissettim oltayı çıkarıp baktığımda palamudun
yumuşak karın bölgesinin yenmiş olduğunu balıkta bağırsak falan kalmadığını
gördüm. Mustafa abiye balığı bu halde görünce "bunu Domuz balığı yemiş" dedi.
Bu Domuz balığı
denen balığın türünü ben bilmiyorum ama daha önce balıkçı bir köylüden 2 tane
para ile alıp yemiştik. Balıkçının ağlarından çıkmıştı. Balığın derisi çok
kalındı ve temizlerken deriyi pense ile yüzerek çıkartıyorlardı. Gri renkte
Aynalı Sazan balığı gibi tombul kalın bir balıktı ve en çokta dişleri dikkatimi
çekmişti incelerken, aynı koyun dişi veya insan dişi gibi köşeli dişleri
birbirine yapışık duruyordu. Bir balıkta daha önce böyle bir diş görmediğim için
komik gelmişti bana:)
Neyse bu balığı oltadan
çıkarıp yeni bir balık taktık ama dediğim gibi balıklar çok büyük biraz boşuna
dolaşıyoruz ama umut etmeden balıkçılık olmaz değil mi. Saat 12 civarına
gelmişti ve biz hiç bir vuruş alamamıştık artık Kuzu balığı için umutlar yarına
kaldı dönelim dedik. Oltamızı topladık ve dönüş yoluna koyulduk. Dönerken yine
rapalalarımızı suya attık Sulu adanın arkasından önüne doğru eve doğru dönüyoruz
derken öğlen saati olmasına rağmen bir Palamut yapıştı oltamıza. Balığı
çekiyorum ama daha çekmeden "bu balık daha küçük Mustafa abi" dedim. Balığı
tekneye aldık ama maalesef oda pek küçük değil tamam diğer balıklara göre daha
küçük ama ideal yemlik boyuttan daha büyük. Mustafa abi "Attila hiç belli olmaz
bu balığı takıp öyle dolaşalım kuzuya" dedi. "Gerçi büyük ama bakarsın gider
ayak alırız balığımızı, biraz daha dolaşalım"
Palamudu özenle taktık
canlı canlı oltamıza çok umutlu olmasak ta sallandırdık dibe. Kuzuya dolaşırken
genellikle orta suda avlanıyoruz ama öğlen sıcağı olmuş bizde oltayı dibe çok
yakın dolaştırıyoruz. Adanın burnundan geri döndük daha 5 dakika geçti geçmedi
oltada o muhteşem tanıdık ağırlığı hissettim :))) Sabrımızın karşılığı oltanın
ucundaydı ve alabildiğince büyük bir güçle asılıyor benimle mücadele ediyordu.
Haziran ayında Mustafa abi ile yakaladığımız 22 kiloluk balık benim ilk ve en
büyük kuzumdu ama daha sonra muhtelif kereler bir çok kuzu tutmuştuk ve ben
artık nasıl mücadele edeceğimizi öğrenmiştim. Balığın asılışından bu balığın
daha önce tuttuklarıma göre daha büyük olduğu tahmin ediyordum. Oltaya asılıyor
balık kalama istediğinde kontrollü biçimde bırakıyordum. Mustafa abiye "abi
rekor geliyor" dedim gülerek. Ne kadar mücadele ettik bilmiyorum ama balıkta ben
yorulmuştuk artık ve yavaş yavaş yüzeye çıktığı hissediyordum. Mustafa abi
tekneden aşağı eğilmiş balığı gelişini görmeye çalışıyordu ben ayaklarımı
teknenin kenarına dayadığım için çekerken aşağı bakamıyordum. Mustafa abi aşağı
bakar ki balığın arkasında başka balıklarda var mı diye çünkü genellikle kuzular
yalnız gezmez ve biri oltaya takıldığında diğerleri onu belirli bir mesafeye
kadar takip eder.
Mustafa abi bana "bir
kuzu geliyor ama arkasında da bir karaltı var" dedi. Artık balığın yorulduğuna
güvenerek ayaklarımı destek yaptığım yerden çekip bende aşağı bakıp bir taraftan
oltayı topluyorum. İşte o muhteşem gümüş rengi parıltı daireler çizerek yukarı
doğru geliyor ama hemen arkasında kahverengi kocaman bir balıkta onu takip
ediyor!!! Mustafa abi "bu Orfoz" dedi. Olta yaklaşık 10metre civarına
geldiğinde gördük ki aynı oltada hem Kuzu hem Orfoz var. Sarıkuyruk (Kuzu)
orta su balığı ama Orfoz dip balığı ve bu balıklar bizim oltamıza aynı anda
atlamışlardı, tek yemli iki iğneli oltamızda olmayacak bir şey olmuştu. Artık
balıklar su üstüne çıkmak üzere Mustafa abi bana sen kuzuyu alacaksın sudan
bende Orfozu dedi. Balıklar su üstüne çıktığında ben hemen kuzuyu yanakladım
aldım tekneye Mustafa abide Orfozu. Teknemizin içinde ayaklarımızın dibinde aynı
anda iki balık vardı ve çırpınıp duruyorlardı :) Kuzu yaklaşık 9-10 kilo, Orfoz
ise 7-8 kilo civarında idi.
Ben ilk defa bir Orfoz
tutmuştum ve bu böyle garip bir şansla olmuştu. Biz zafer kahkahaları atıp
şaşkın şaşkın birbirimize baktık ve tokalaştık. Sabahtan öğlene kadar dolaşıp
durmuştuk ve tam artık dönüş yolunda iken hadi bir yarım saat daha şansımızı
deneyelim derken hayatımızın avlarından birine daha imza atmıştık.
Teknemizi Sulu adaya
yanaştırıp kahve eşliğinde sigaramızı tüttürdük. Adadaki tatlısu kaynağından
termosumuzu doldurup öğlen sıcağında kana kana içtik. Sulu adaya verdiği
balıklar ve suyu için teşekkür edip tatlı bir yorgunluk ve gururla evimizin
yolunu tuttuk.
Orfoz ve Kuzu fotoğrafları
|