2 Aralık
2005 Mustafa Abi Menderes Balık Avı
Yer: Adrasan-Ceneviz Koyu
Sabah Mustafa Abi ile sahilde
buluşup onun teknesi ile denize açıldık. Akseki
civarında oltaları palamut için mavi sulara bıraktık.
Palamutu Yarasa Mağarası mevkiinde aldık. Bir palamut
daha umuduyla devam ederken Çoban Limanını geçmiştik.
Zarganaların suda bıraktığı izleri görünce, burada
zargana var deyip, zargana oltalarını hazırlayıp hemen
suya attık. Az sonra iki zargana yakaladık. Bu kadar
yemlik balık yeter deyip kuzu oltalarını hazırladık. Ben
tek tuttuğumuz Palamutu, Mustafa Abide zarganalardan
birini kuzu oltasına takmıştı. Sazak Koyu ağzına
geldiğimizde benim kuzu oltasında hafif bir çekme oldu.
Ben ne oldu diye dikkat kesildiğim sırada Mustafa Abi
“ne oldu” dedi. “Galiba Palamuttu Domuz Balığına
kaptırdık” dedim. Oltayı çektiğimde kancada sadece
Palamutun başı vardı. Mustafa Abi “nasıl oldu” dedi.
“Abi sadece hafifce çekti” dedim. Bu kadar hafif çekme
ile balığın baştan aşağısını Domoz Balığının yemesinin
mümkün olmadığını düşünüyorken için için de Palamutu
kaptırmış olmama kızıyordum. Domuz Balığı ufak
ısırıklarla yemini yer. Böyle bir kerede Palamutun
baştan aşağısını alabilmesi pek olası değil. Hem
şaşkınlık hem kızgınlık bir aradaydı. İşin ucunda bir de
Mustafa Abiye madara olma durumu da var tabii. Kıza kıza
Zarganalardan sonuncusun Kuzu oltasına taktım. Çeneviz
Koyuna geldiğimizde ikimizde oltaları taşa taktık.
Mustafa Abi oltasını hemen kurtarabildi. Ben biraz
uğraştıktan sonra kurtardım. Zargana biraz zarar
görmüştü. Zarganayı Kuzu oltasına takmaya
hazırlanıyordum ki Mustafa Abi “geldi” dedi. Mustafa Abi
Kuzuyu çekerken ben de hemen oltayı bırakıp
ortalıktakileri teknenin önüne aktarmaya başladım. Kuzu
gelirken hemen ortalıkta sorun olacak her şeyi av
bölgesinden uzaklaştırmak alışkanlık halini aldı. Kuzu
küpeşte hizasına gelince uzanıp balığı yanağından
yakalayıp tekneye aldım. Kuzu biraz ufaktı. Ama kuzuydu
işte. Bir çok misafirimizin “4-5 kg olsun razıyım dediği
cinsten.
Artık ikimizde rahatlamıştık.
Zarganayı oltaya taktım ve yeniden mavi derinliklere
bıraktım. Amacım artık hiç olmazsa benzer bir Kuzu
almaktı. Çeneviz Koyunu çekip geri dönüşe geçtik. Saat
iyice ilerlemiş dönüş vakti gelmişti. Ben saat 16:00 da
internetcafe’yi açacaktım. Uzun zamandır balık bahanesi
ile internetcafe işini aksatıyordum. Bu telaş ile “Abi
artık dönelim Kuzumuzu da aldık” dedim. Mustafa Abi de
“Sazak Koyunun çıkışına kadar çekelim. Sonra toplayıp
basıp gidelim” dedi. Sazak Koyunun çıkışına gelmiştik
ama ikimizde de toplamak gibi bir istek yoktu. İkimizde
birbirimizden “hadi toplayalım” talebini bekliyordu.
Tam, toplama zamanı geldi, düşüncesi aklımdan geçiyordu
ki olta çekilmeye başladı. Abi “geldi. Tam seninkinin
kilosunda” dedim. Oltayı hiç boşluk vermeden çektim.
Balığı sudan çıkarmaya bir iki metre kalmıştı. Mustafa
Abi “bu Sinarit” dedi. Dikkat edince Sinarit olduğunu
gördüm.Küpeşte hizasına gelince Mustafa Abi misineyi
tuttu. Bende, şaşkınlık içinde, balığı yanaklarından
tutup tekneye aldım. Mustafa Abi Sinarite şöyle bir
baktı. “Karnını niye bukadar şiş bu balığın, yoksa senin
palamutu yiyen bu olmasın” diye espiri yaptı.
Sinarit hayallerimin balığı. Uzun
zamandır Sinarit sayıklıyorduk. Sabahleyin de rapalayla
iki ufak Sinarit yakalamıştık. Onları yakalarken de 1-2
kg sinarit hayalleri kuruyorduk. Ama şimdi kocaman bir
Sinarit teknemizde yatıyordu. Bu ne muhteşem bir avdı.
İlk defa Kuzu oltası ile bir Sinarit yakalıyorduk.
Mustafa Abi “bir Sinaritin kilosunu birde midesinde ne
olduğunu merak ediyorum” dedi.
Sinarit beni o kadar mutlu etmişti
ki anlatamam. Artık önümüzde bir ufuk daha açılmıştı.
Kuzu oltası ile büyük sinarit yakalama şansımız da
vardı. Zaten bu sezon değişik balıkların sezonu oldu.
Kuzu oltasına, Kuzunun dışında, Wahoo, Baraküda, Sinarit
geldi.
Akşam dönüşte balıkları Aybars
Otele götürdük. Orda bir masada Mustafa Abi Kuzuyu bende
Sinaritti temizlemeye koyulduk. Önce balığın pullarını
temizledim. Sonra karnını yardım. Karnını yarınca dışarı
bir başsız balık çıktı. Balıkları temizlerken Felix
Pansiyonun sahibi Feridun Abi de vardı. “Aaa Sinaritin
içinden başsız bir Palamut çıktı” dedi. Şaşkınlıkla
Palamutu incelemeye koyuldum. Başı yoktu, anüs
bölgesinde de bizm kanca taktığımız yer yırtıktı.
Feridun Abiye göstererek “Abi bak balığın başı yok,
anüsün altı, kanca taktığımız yer de yırtık. Bu bizin
Domuz Balığına kaptırdığımızı düşündüğümüz balık” dedim.
Sinaritin miğdesinden çıkan palamut henüz sindirilememiş
renkleri bile seçilebiliyordu.
Sinaritin miğdesinden Palamutun
çıkması, çok az çekilme ile koca Palamutun baştan
aşağısının gitmesini açıklıyordu. Şimdi gündeme söyle
bir soru çıkıyordu. Acaba, şimdiye kadar domuz
balığından şüphelendiğimiz onun üzerindeki balık
kaptırma olayının faili de Sinarit miydi???????
Bu soru beni hırdavatçıya götürür
ve çekik tel aldırır. Hemen çelik tel ile bir Kuzu
takımı yaptırır. Bakalım Keskin dişlerin sırrı neymiş…